H Is for Hawk
Akademik kariyerinin zirvesinde bir hayat sürerken babasının ölümüyle sarsılan Helen için zaman, o andan itibaren farklı ve kasvetli bir ritimle akmaya başlıyor. Cambridge’in entelektüel dünyası, babasının yokluğunu açıklayamayacak kadar sığ kalırken, Helen bu ağır kederi omuzlayabilmek adına insanlıktan uzaklaşmayı tek çare olarak görüyor. Kaybın yarattığı o dipsiz uçurumdan düşmemek için, doğanın en zor eğitilen ve en hırçın canlılarından biri olan Kuzey çakır kuşuna sığınıyor. Bu kuşun vahşiliği, Helen’in içindeki dinmek bilmeyen öfkenin ve kederin somut bir yansıması olarak karşımıza çıkıyor. Kuşu ehlileştirmeye çalışırken aslında kendi yasını kontrol altına almaya çabalayan kadın, günlerini insan sesinden arındırılmış, sadece kanat çırpışlarının ve yırtıcı çığlıkların olduğu bir sessizliğe hapsediyor. İnsanlarla kurulan tüm bağlar koptukça, çakır kuşunun sarı gözleri Helen’in yeni dünyasının merkezi haline geliyor. Bu süreç, kaybı sindirmenin ötesine geçerek, acının insanı nasıl hayvani bir sabra ve soğukkanlılığa ittiğini gösteren sarsıcı bir deneyime dönüşüyor. Doğanın bu gaddar güzelliği, Helen’in iyileşmek için seçtiği en karanlık ve en dürüst yol olarak şekilleniyor.

